Bir siyaset dekoru olarak: Yoksulluk - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

6 Aralık 2021 - 15:37

Bir siyaset dekoru olarak: Yoksulluk

Ulusal ya da yerel siyasetin sürekli çözüm için çalıştığı ve anayasanın ‘sosyal devlet’ vurgusu ile sürekli gündem olan yoksulluk kavramı

Son Güncelleme :

31 Mayıs 2021 - 21:15

95 views
Bir siyaset dekoru olarak: Yoksulluk

Ulusal ya da yerel siyasetin sürekli çözüm için çalıştığı  ve anayasanın ‘sosyal devlet’ vurgusu ile sürekli gündem olan yoksulluk kavramı;  günlük temel ihtiyaçların tamamını veya büyük bir kısmını karşılayacak, yeterli gelire sahip olmama durumu olarak tanımlanır. İnsanlar arasındaki eşitsizliğin başladığı ve özel mülkiyet kavramının ortaya çıktığı dönemden beri, bir toplumsal gerçeklik olarak yaşamının en acı parçası haline gelmiştir. Marksist literatürün, geçmişten günümüze sosyo-ekonomik sistemleri anlatan skalanın en başında yer alan ‘ilkel komünal yaşam’ sonrası, tüm toplumlarda var olan siyasi-ekonomik-toplumsal nedenlerle ortaya çıkan, büyük ‘sorun’ların en dramatik olanıdır. Günümüzde kapitalizm yoksulluğu ortadan kaldıramadığı gibi daha derin ve acı yoksulluk fotoğraflarıyla kendini avutan, ‘yardım dernekleri’-‘hayırsever’ vatandaş popülizmi üzerinden günah çıkarmaktadır. Victor Hugo’nun ‘Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz… Biz ise, ortadan kaldırılmış yoksulluk… O yüzden anlaşamıyoruz.’ sözü yoksulluğun mevcut sistemin devamlılığının bir gereği olduğu gerçeğini pekiştirmektedir. Bugün dünyada; 1 milyar çocuk yoksulluk sınırında veya altında yaşıyor, 900 milyon civarında insan ise “aşırı yoksul” statüsünde, dünya genelinde 3 milyar insan günlük 2,5 dolardan daha az kazanıyor. Öte tarafta tüm dünyada 12 milyar insana yetecek gıda üretiliyorken 1 milyar insan açlık ile boğuşuyor.(Dünya nüfusu:7,8 milyar). Gelir dağılımı adaletsizliğinin distopyası… Yani dünya geliri yeterli ancak dağılım adaletsiz!

Ülkemiz ve dünya, uzun yıllardan beri yoksulluğu bitirmek yerine onu kategorize ederek toplum tarafından içsel olarak kabulünü sağladı. Mutlak yoksulluk, göreli yoksulluk, nesnel ve öznel yoksulluk gibi tanımlamalarla halkın yoksulluğunu örten şematik bir kurgu gerçekleştirdi. Geçmiş Sosyal Hizmetler Bakanlarımızdan biri “Aşırı yoksulluğu sıfırladık, istiyoruz ki göreceli yoksulluğu da azaltabilelim” şeklinde tarihi bir söz söylemişti! Aslında bir ayıbı örterken öbür ayıpların altında ezilen bu anlayış, yoksulluğu siyasetin bir malzemesi haline getirmişti. Hükümetin ve yerel yönetimlerin elinde birer propaganda silahıydı artık yoksulluk. Sosyal yardımlar, ramazan kolileri, bedava kömürler, yaşlı ve engelli bakımları, siyasetin elinde halka şirin gözükmenin birer argümanıydı. Gecekondu evinde yer sofrasında bağdaş kurmak, taksici durağında simit yemek, patates çuvalları önünde poz vermek, bir engelliye tekerlekli sandalye uzatmak, hasta bir çocuğa yardım kampanyası yapmak ve daha niceleri.. Artık yoksulluk siyasetin kendine ‘dekor’ olarak seçtiği bir propaganda aracıydı. Halkın yardıma muhtaç olması bazılarının kolay yoldan oy toplama alanı oluyordu. Mevcut sistemin arızalı bir yanı değil, imtiyazlı aktörlerin amaçlarını gerçekleştirmeleri için sistemin bir şartı haline gelmişti. Daha da kötüsü kendi vergilerinin kendilerine ‘yardım’ adı altında lütufmuş gibi sunulması da halkın onurunu zedelemiyordu. Siyasetçiler yıllık yapılan ‘sosyal yardım’ları, gururla rakamlara dökerken, açlığın ve yoksulluğun kıskancındaki milyonlar kuyruklarda ‘Allah razı olsun’la sandıkta, siyasilere teşekkürlerini sunuyordu.

Bu paradoksal-simbiyotik ilişkinin en hazin yanı ise artık yoksulluğun ‘kader’ olduğu yaklaşımının giderek toplum tarafından kanıksanması olsa gerek. Kalıcılaşmış bu yoksulluk ve adaletsizlik, bir kuşaktan öbür kuşağa devrederken; 20-30 yıl öncesi Anadolu’da devlet okullarında okuyan, görece anne-babaları eğitimsiz çocukların yoksulluktan kurtulma ve sınıf atlama umutları az da olsa varken, bugün ülkemizde umutsuz ve yarınsız milyonların bu umutları artık çok uzak. Zenginin çok daha zenginleşip, fakirin mutlak yoksulluk altında sosyal itilmişlik, gelecek kaygısı, aile içi şiddet ve daha bir çok suça zemin hazırlayan ortamı yaratması en nihayetinde demokrasinin yozlaşmasına neden olan çok daha büyük çaplı bir sorun olarak kendini var etmeye devam ediyor.

Çare olarak düzinelerce makale yazılacak yoksulluğa bir sosyal medya klişesi ile son verelim:

– Yoksulluk kaç gün sürer baba?

-40 gün evlat

– 40 gün sonra biter mi?

-Yok evlat sadece alışırsın…

Alışmadan, mücadele eden, sosyal adaleti, eşitliği ve özgürlüğü müjdeleyen günlerimiz olsun.

            Kalın sağlıcakla.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.