“Türkiye, yeniden demokrasi ve hukuk toplumu olmalı” - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

28 Ocak 2022 - 04:50

“Türkiye, yeniden demokrasi ve hukuk toplumu olmalı”

“Türkiye, yeniden demokrasi ve hukuk toplumu olmalı”
Son Güncelleme :

14 Şubat 2021 - 21:00

180 views

Eski Adana Baro Başkanı ve 22. Dönem CHP Adana Milletvekili Av. Mehmet Ziya Yergök, Türkiye siyaseti, hukuk ve yargı bağımsızlığı hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

Gündem Çukurova’ya açıklamalarda bulunan Av. Yergök, “Ülkemiz ‘demokratik hukuk devleti’ olmanın önündeki tüm yasal ve anayasal engelleri kaldırarak bir demokrasi ve hukuk toplumu olmalı” dedi.

Ülkemizin yeniden parlamenter siteme dönmesi gerektiğinin altını çizerek yargının bağımsızlığının da ciddi anlamda zedelendiğini ifade eden Yergök, Fransız düşünür Montesquie’in “Bir mahkemenin varlığı ve orada adaletin mutlaka gerçekleşeceği inancı kişiye en büyük güven duygusunu verir” sözünü bir kez daha hatırlattı.

Hukuk ve yargı alanıyla birlikte barolar da bir yıpratılma süreci ile karşı karşıya kaldı. Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Bu yanlış olsa da doğal bir süreç çünkü savunma, yargının kurucu ve asli unsurudur. Yargı alanındaki sorunlardan ve olumsuzluklardan etkilenmesi kaçınılmaz. Yargı sav(savcı), savunma(avukat) ve karar(yargıç) üçlüsünden oluşuyor. Bütün bu süreçte yargının savunma ayağını oluşturan avukatlar ve onların meslek örgütü olan barolar, her türlü baskıya rağmen dimdik ayakta olup,” Çoklu Baro” gibi baroların gücünü, direncini ve etkinliğini kırma, delege yapısını değiştirme gibi yasal düzenlemelere rağmen boyun eğmemişler, onurlu bir duruş sergileyerek hakkı, hukuku ve meslek onurunu savunmuşlar, toplumsal sorunlarla ilgili duyarlılık sergilemişlerdir. Geçtiğimiz Ekim ayında yasa gereği, baroların genel kurullarını yapmasına pandemi gerekçe gösterilerek engel getirildi; ancak bu süreçte iktidar partisi başta olmak üzere siyasi parti kongreleri ve kurultayları “tıklım tıklım” dolu salonlarda yapılabildi. Bu da başka bir haksızlık, eşitsizlik ve adaletsizlik oldu. Barolarımız genel kurullarını, yeni bir engelleme ile  karşılaşılmazsa mart ayında yaparak yeni yöneticilerini seçecek; aynı inanç ve karalılıkla “hukukun üstünlüğünü” savunmaya devam edecek.

ARAŞTIRMALAR YARGIYA GÜVENİN AZALDIĞINI ORTAYA KOYUYOR”

Yargı bağımsızlığı her ülke için büyük bir kazanım. Bugün yargı bağımsızlığı koruyabiliyor mu, bu konuyla ilgili neler yapılmalı?

Demokrasinin olmazsa olmazı Hukuk Devleti; Hukuk Devleti’nin olmazsa olmazı da bağımsız yargıdır. Bugün Anayasamızda “yargı bağımsız ve tarafsızdır” denmesine rağmen gerçek bu değil. Gerek 2010 gerekse 2017 referandumu ile kabul edilen Anayasa değişiklikleri ile yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Hakimler ve Savcılar Kurulu(HSK) ile yüksek mahkemelerin yapısının ve üyelerinin belirlenmesinde yürütme organı ve partili cumhurbaşkanı etkili ve belirleyici durumda, mesleğe yargıç ve savcı alımında iktidara yakın insanlar ve iktidar partisi mensupları tercih nedeni oluyor. İşte bütün bunlar yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını ve yargıç güvencesini zedeleyen unsurlar. Bunun içindir ki yapılan tüm araştırmalar yargıya olan güvenin azaldığını ortaya koyuyor. Kuvvetler ayrılığı prensibini ortaya atan Fransız düşünür Montesquie “Bir mahkemenin varlığı ve orada adaletin mutlaka gerçekleşeceği inancı kişiye en büyük güven duygusunu verir” diyor. Ne yazık ki, yurttaşlarımızda bu güven duygusu büyük oranda erozyona uğradı. Bu bir ülke için iyi bir durum değil. Yapılacak bir anayasa değişikliği ile HSK’nın ve yüksek mahkemelerin yapısı ve üyelerinin seçimi, mesleğe yargıç ve savcı alımı gibi hususlarda siyasetin ve yürütme organının etkinliği kaldırılmalı; yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi anayasal güvenceye bağlanmalıdır. Ancak iktidar, bu günlerde “Yeni Anayasa” çağrısı yapsa da bugüne kadarki uygulamaları, bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi Kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları’nın uygulanması konusundaki olumsuz tavrı nedeniyle hiç umut ve güven vermiyor. Hatta mevcut durumu daha da tahkim etmek istediğini bile söyleyebiliriz.

“TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’NİN ÖNEMİ VE DEĞERİ AZALAMAZ”

Türkiye Barolar Birliği’nin bugünkü misyonu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Çok önemli bir kurum olan Türkiye Barolar Birliği, bütün baroların katılımıyla oluşan, kamu kurumu niteliğinde, tüzel kişiliği haiz bir üst meslek kuruluşu.1969 yılında yürürlüğe giren Avukatlık Yasası ile kurulmuş ve o günden bu yana da olağanüstü dönemler dahil önemli görevler üstlenmiş, meslek sorunları, ülke sorunları ve Meclis’te görüşülmekte olan yasa ve anayasa teklifleri hakkında görüş ve önerilerini dile getirmiş, hukukun üstünlüğünü, yargının ve savunmanın bağımsızlığını savunmuştur. Geçmişte, bir Anayasa olmaktan çok “Anayasak” olan 1982 Anayasası’na karşı çıkmıştır. TBB’nin mevcut başkanının iktidara yakın duruşu nedeni ile TBB yönetimi, barolar ve avukatlar arasında geçtiğimiz süreçte önemli görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bu sorun halen de devam ediyor. Ancak bu durum konjonktürel olup bir kurum olarak Barolar Birliği’nin etkinliğini kısmen azaltsa da, önemini ve değerini azaltamaz.

“TÜRKİYE YENİDEN PARLAMENTER SİSTEME DÖNMELİ”

Uzun yıllar siyaset yapmış bir hukukçu olarak Türkiye siyaseti ile ilgili genel bir değerlendirme yapar mısınız?

16 Nisan 2017 Referandumu’nda kabul edilen Anayasa değişikliği ile getiri­len yeni sistem dünyada var olan hiçbir sisteme benze­mediği için, bazen “Cumhurbaş­kanlığı Hükümet Sistemi”, ba­zen “Başkanlık Sistemi’’ olarak adlandırılıyor. Ger­çek şudur ki, tek kişi­nin üstünlüğüne dayanan oto­riter bir yönetim biçimidir. Meclisin etkinliğinin ve denetiminin azalmasına kar­şın Cumhurbaşkanı’nca seçilen ve büyük çoğunluğu milletvekili olmayan sınırlı sayıdaki “kabine üyeleri” ile çok sayıdaki “politika kurulu üyesi”, “danışman” ve “da­nışma kurulu üyeleri” ile sürdü­rülen bir ülke yönetimi söz ko­nusu. Bu sistemin 3 yıllık uygulaması da sistemin yürümediğini ve başarılı olmadığını ortaya koyuyor. Bu modelde ısrar etmenin ülkeye bir yararı yok.

Türkiye yeniden parlamenter sisteme dönmeli. Adil temsile olanak tanıyan “barajsız veya düşük barajlı bir seçim sistemi”, bunu sağlayacak bir “Seçim Ya­sası” ile demokrasi esaslarına uygun bir “Siyasi Partiler Yasa­sı”  da Türkiye’nin  öncelikle­ri arasında olmalı. Demok­ratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsuru olan siyasi par­tilerimiz de kendi içlerinde demokratik süreçleri eksiksiz işletmeli. Par­ti içi seçimler ile yerel ve genel seçimlerde parti adaylarının be­lirlenmesinde sadece parti üye­leri söz ve karar sahibi olmalı­. Bugün TBMM’yi zayıflatan, güçsüz kılan bir unsur da parla­mentoyu oluşturan milletvekil­lerinin büyük ölçüde genel başkan iradesiyle ve genel merkez organları eliyle seçiliyor olması. Bu yanlış uygulamaya da son verilmeli. Sonuç olarak, ülkemiz “demokratik hukuk devleti” olmanın önündeki tüm yasal ve anayasal engelleri kaldırarak bir demokrasi ve hukuk toplumu olmalı.

Nazire Hiçyakmazer

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.