8 MART VE POZİTİF AYRIMCILIK - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

11 Ağustos 2022 - 23:59

8 MART VE POZİTİF AYRIMCILIK

8 MART VE POZİTİF AYRIMCILIK
Son Güncelleme :

06 Mart 2022 - 20:28

28 views

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü…

1910 yılının 26. ve 27. günleri Kopenhag’da toplanan İkinci Sosyalist Enternasyonal’e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda, Alman Sosyal Demokrat Partisi üyesi Clara Zetkin ve Kate Duncker bundan sonra her yıl bir “Dünya Kadınlar Günü” kutlaması önerisini kabul ettirince kutlanmaya başlanan bir gün.

(Clara Zetkin / Mücadeleye Adanmış Bir Ömür)
(Kate Duncker)

1921 yılında toplanan 3. Enternasyonal ise kutlanılan günün ismini “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak değiştiriyor.

Bugünü kutlamak için 8 Mart tarihinin seçilmesinin nedeni ise muhtelif olaylara dayanıyor.

Bunlardan birincisi; 8 Mart 1857’de Newyork’daki bir tekstil fabrikasında, kendilerine çalışan erkeklerden bile daha az hak veren patrona karşı grev yapan kadınların diri diri yakılması ile ilgili. Polis kapıları kapatıp, grev yapan kadınları içeriye hapsettikten sonra fabrikayı ateşe vererek 120 işçi kadının ölümüne neden oluyor.

İleri sürülen bir başka neden ise 1917 devriminin 8 Mart günü kadınların hakları için yürüyüşe geçmeleri ile başlamış olması.

(1917 Rus Devrimi’ni başlatan kadın yürüyüşü)

Ancak ilk kutlama kararının 1910 yılında alındığını dikkate alırsak, bu iki olay arasındaki tarihi benzerliğin, Rus devrimini başlatan kadınların yürüyüş tarihini 1857 olayına (yani Dünya Kadınlar Günü’ne) atıfta bulunarak seçtiklerinden kaynaklandığını anlarız.

Ancak gün olarak hangi nedenle 8 Mart seçildiyse seçilsin, yadsınamayacak bir şey var;

8 Mart, kadınların hak ettiklerini alma mücadelesinin tarihidir. Ayrıca aynı işi yaptıkları halde kendilerine erkeklerden daha az ücret ödenmesine itiraz ettikleri cinsel bir harekettir.

Yani özünde sömürüye karşı çıkarken kadınlıklarından kaynaklanan adaletsizliğe de itiraz etmektedirler.

EŞİTLİK Mİ ADALET Mİ?

Burada kendi kendime düşünmeden edemiyorum.

Kadınların istediği eşitlik miydi yoksa adalet mi?

Düşünmeye devam edince de hekim olmanın bilgisini de düşüncelerime ekleyerek, kadın ile erkeğin eşit olamayacağını, hatta olmaması gerektiğini hissediyorum.

Çünkü başta hormonları olmak üzere kadınların erkeklerden çok farklı özelliklere sahip olduğunu biliyorum. Bu özellikler bazı konularda erkeğe karşı avantaj sağlarken bazı konularda dezavantaj haline gelebilen özellikler.

Örneğin kadın hormonları daha güçlü olmayan ama daha sağlam olan bir beden bahşetmiş onlara… Erkeğin fiziki gücüne alternatif dayanıklı bir güce sahipler. Bu yüzden de çocuk doğurmak gibi çok yıpratıcı bir görevi üstlenmelerine rağmen, yaş ortalamaları erkeklerden en az 10 yıl daha uzundur.

Kadınların zekalarının sistematiğinin erkeklerden farklı çalışması da yine kadın olmaya dayanan özelliklerindendir. Farklı kıvraklıkla işleyen zeka haliyle olaylara ve işlere farklı yaklaşmalarını ve farklı çözüm yolları üretmelerini sağlar.

Bu nedenle kadınların erkeklere benzemesini (bir anlamda eşitliğini) savunmak, bu farklılığın (çeşitliliğin) yaratacağı avantajı göz ardı etmek demek olur. Bazı feminist gurupların erkek gibi kadın öngörüsünü bu nedenle yanlış ve doğaya ters buluyorum. Aksine kadın ve erkeği yin-yang gibi birbirini tamamlayan, işbirliği (ve işbölümü) içinde üreten güçler olması gerektiğini, bu yüzden eşitlik talebinin yerine adalet kavramının öne çıkmasının uygun olduğunu düşünüyorum.

Bırakalım erkek, erkekliğinden kaynaklanan avantajları kullanarak dünyaya katkı sağlarken, kadın da kendi avantajlarını tepe tepe ve göstererek kullansın. Erkek; erkek gibi, kadın; kadın gibi yaşasın ama adil bir şekilde. Herkese hakkı teslim edilsin.

POZİTİF AYRIMCILIK

Tüm bu nedenlerle “Pozitif ayrımcılık” diye isimlendirilen kavramı da sorgulamamız gerektiğine inanıyorum. Etrafımda bulunan yaşamı söke söke kat etmiş akademisyen, düşünür, sanatçı kadınlardan da etkilenerek; pozitif ayrımcılık diye ortaya atılan şeyin kadını peşinen ikinci sınıf bir yere koyduğu inancındayım.

Şöyle ki;

Birinin başka birine pozitif de olsa ayrımcılık yapması, onu kendinin altında görmesi görüşünden ortaya çıkar. Halbuki kadının doğasından kaynaklanan üstünlüklerini kullanmasına olanak tanınsa, ona ayrım yapmadan, torpil geçmeden başarı yolunu açmış oluruz.

Ayrıca pozitif ayrımcılığın bu kez adaleti tersten kötü etkilediğini ve kurumların bundan zarar göreceğini de öngörmeliyiz.

Şimdi tüm kadın okuyucularıma bir şey sormak istiyorum;

Yetiştirdikleri oğullarından biri bir yerde sınava girse ve en başarılı o olsa. Ancak yöneticiler (pozitif ayrımcılığı ileri sürerek) sınavda kendinden çok değil, bir puan daha az alan bir kızı işe alsalar razı olurlar mı? Adalet duyguları incinmez mi?

Üstelik henüz o işe hazır olmadığı halde, pozitif ayrımcılığın yarattığı olanakla işe giren kadını biz başından itibaren başarısızlığın çukuruna atmış olmuyor muyuz?

Ben inanıyorum ki, kadın (kadın olduğu için) önü kesilmezse, hiçbir ayrıcalığa ihtiyaç kalmadan, kendi doğası ile başarır. Asla erkeğe rakip değil, onunla dünyayı bölüştüğü paydaşıdır.

8 Mart ise yine kadını ikinci sınıfa iten bir kapitalist tüketim günü değil; tarihinden de anlaşıldığı gibi, erkeklerle dayanışarak  aradaki adaletsizliği ortadan kaldırma mücadelesidir.

Bu yüzden ismi “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” dür ve kadınlar bu günü dünyaya kabul ettirene kadar çok bedel ödemiştir.

(1857 olayını protesto eden kadın ve erkekler)

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.