ADANA YALÇIN REMZİ YÜREĞİR’İ KAYBETTİ - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

12 Ağustos 2022 - 00:10

ADANA YALÇIN REMZİ YÜREĞİR’İ KAYBETTİ

ADANA YALÇIN REMZİ YÜREĞİR’İ KAYBETTİ
Son Güncelleme :

30 Ocak 2022 - 17:44

31 views

 Adana Fransızlar tarafından işgal edilmiş… Ahmet Remzi halkı işgale karşı bilinçlendirmek için bir gazete çıkarmak istiyor. Ama para yok. Gazeteyi helva kâğıdına basmayı dahi göze alarak Adana Gazetesi’ni çıkarıyorlar. 25 Aralık 1918’de ilk nüsha… Arkasından dört nüsha daha geliyor. “İşgale karşı direnin!” diye feryat eden gazeteye Fransızlar baskın yapıp kapatıyor. Bu kez 6-7- 8. nüshalar Yeni Adana adı ile çıkıyor…
Çıkış o çıkış, zorlu yollara rağmen o günden beri çıkar Yeni Adana Gazetesi…
“8. Nüshadan sonra Fransızlar babamın evini basıyorlar. Aramada silah buluyorlar ve babam kadın kıyafetiyle Tas Köprü üzerinden, Boğazlıyan’a arkadaşının yanına gidiyor. Avni Doğan o zamanlar Boğazlıyan Kaymakamı… Babamın en yakın arkadaşı ve kader ortağı. Babam bir müddet orada kaldıktan sonra Adana’da Milli Cephe kurulunca bu tarafa geri dönüyor…”

“Karaisalı İstasyonu’nda 9.sayı; 10 -11-12. sayı ise Belemedik köyünde bulunan tren vagonunda çıkıyor, o zamanın olanakları gazetenin sadece kömür tozu ile baskısına izin veriyor. Pozantı bizimkilerin eline geçince 186. sayıya kadar Pozantı’da çıkıyor…”

Bu öyküyü bugünün gençleri ne kadar hatırlar? Ben ise şansımı yendim ve uzun zaman öncesi öyküyü bana aktaracak çok önemli birisi ile tanıştım. Çukurova Üniversitesinde birçok fakültenin binasında emeği olan biri… Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın kurucusu ve ilk müdürü…
Müzik Profesörü…  Türkiye’nin hala yayınlanan en eski gazetesi Yeni Adana’nın kurucusu Ahmet Remzi Yüreğir’in oğlu, Yalçın Yüreğir’den bahsediyorum.
Adana’da klasik müziğin yer etmesi, devlet konservatuarının kurulması hatta Çukurova Senfoni Orkestrası’nın varlığı üzerinde onun önemli rolü olan Yalçın Yüreğir’i maalesef geçen hafta kaybettik.

Bu yüzden ben köşemde onunla yaşarken yaptığım röportajı kısaltarak sizlerle paylaşmak istedim. Bu röportaj aynı zamanda onunla yapılan son röportajdır.

Yalçın Bey bize eğitim sürecinizden bahseder misiniz?
1953 yılında Robert Koleji’nin (Şimdiki Boğaziçi Üniversitesi) Mühendislik Yüksek Okulu’nu bitirince master için ABD’ye gittim. Bu arada Robert Koleji’ne müzik hocası olarak gelen, ayrıca organist olan David Fuller bana, gidiceksem Boston’ı seçmemi önermişti. Orada çok güzel bir orkestra olduğunu söyleyince de orayı yazdım…

Aslında mühendislik bahane oldu. Bir yıl zemin mekaniğinde okuyup Harvard Üniversitesi’nde master yapınca ABD’de çalışma olanağım oldu ve bir mühendislik firmasına girdim…
Mühendislik firmasında ki işiniz, müzik kariyerinizi ne kadar etkiledi?
Boston’ın ünlü bir orkestrası vardı. Orkestrayı dinlemek için ben ve Güneş(eşi) her cuma konser salonuna giderdik. Buradan aldığım istekle öğlene kadar firmada çalışırken akşamları da müzik bölümüne devam etmeye karar verdim. Çeşitli sınavlardan sonra Ann Arbor şehrinin Michigan Üniversitesi’nde, müzik ve kompozisyon bölümü lisansının 3. Sınıfına beni aldılar. Burayı bitirdikten sonra da müzikte master derecesi aldım. Müzik eğitimi için devlet para vermiyordu ama ben kendimden vererek devam ettim. Müzik bir “aşk” çünkü…

Adana’ya ne zaman döndünüz?
1958 yılında döndüm ve askere gittim. Aralık 1960 başında terhis oldum. Yeni Adana Gazetesi’nin başındaki kardeşim Çetin (Yüregir) benden sonra askere gidince gazete bana kaldı. En civcivli dönemde bir buçuk yıl gazetecilik yaptım. 27 Mayıs ihtilalinden hemen öncesini bahsediyorum… Bütün gazeteler yayın yasaklarıyla çıkardı. Muhalif gazetelere engeller konurdu. Örneğin bize 500 kilo gazete kağıdı verilirken başka bir gazeteye 8 ton verilebilirdi. Çetin askerden dönünce bu işten kurtuldum ve Ertuğrul Arf ile beraber bir mühendislik bürosu açtık…

Tüm bunlara rağmen müzik hayatımdan hiç kopmadı. Bir taraftan işim diğer taraftan müzik… Tüm olanaksızlıklara rağmen, Adana Halkevi müzik kolu yöneticisi oldum. Bu bize en azından 6-8 konser verdirme şansını yakaladı. Şu an yıkılmış olan Atatürk Gençlik Sarayını da kullanıp öğrencilere ve halka açık konserler düzenledik. Bu konserler ve Halkevi yöneticiliğim 1978 – 80 e kadar sürdü…
Bu sözler beni bir ucunda durduğum zaman tünelinin öbür ucunu düşünmeye itti… 1980 ve Halkevi… Ne kadar zor yıllar, bu nasıl bir müzik aşkı? Sormaya devam ettim;
Müziğe olan ilginiz aileden mi geliyor?

 Aslında annem keman çalıyordu. Ancak küçüklüğümde aile içerisinde çalan taş plakların da mutlaka katkısı olmuştur. Ayrıca entelektüel bir ortamda yetişmem de bunda etkili oldu. Fazıl Hüsni Dağlarca dayım olur.

Konservatuar fikri nereden doğdu?
Üniversitede konservatuar kurulması konusunda Halkevi yöneticiliğim sırasındaki sanatsal aktivitelerim etkili olmuştur zannederim. Zaten beni üniversitenin Yapı İşleri Daire Başkanı olarak göreve başlattılar. O sırada Güzel Sanatlar Bölümü binası yapılmıştı (şu an üniversitede saat kulesinin bulunduğu bina). Güzel Sanatlar Bölümünde seçmeli olarak öğrencilere çok sesli müzik, solfej ve Türk müziği çalgıları dersleri veriyorduk. Bu yer küçük bir müzik okulu halini almıştı. Konservatuar fikri buradan hazırlandı diye düşünüyorum…
Konservatuarın kurulma öyküsünden biraz bahseder misiniz?
Yapı İşleri Daire Başkanı olarak her Ağustos ayında Devlet Planlama Teşkilatında yeni bütçenin görüşüldüğü toplantılara Rektör Bey’le katılırdım. O zaman rektör efsanevi Mithat Özsan…
Bu sırada Hikmet Şimşek Adana’da Senfoni Orkestrasının kurulmasına çaba sarf ediyor. O bize üniversitede konservatuar kurmamızı önerdi. Çünkü senfoninin sanatçı ihtiyacını karşılayacak bir kuruma ihtiyaç var.
Mithat Bey ile üniversiteyi geliştirme konusunda sohbet ederken konservatuarı gündeme getirdim. Konservatuarın bütçesini talep ettik ve ödenek aldık… Şimdi ki Büyük Amfi binasında oditoryum alanı kaba inşaat olarak duruyordu, ilk önce orayı canlandırdık. 1982 yılında iç akustik yalıtımını sağladık. Koltukları ise dışarıda beraber çalışmış olduğum mimar Ertuğrul Arf’in katkıları ile yerine koyduk ve oditoryum kullanılır hale geldi…

Buranın 1982 yılında ki açılış konserinde Ankara’dan müzisyenler geldi ve konser verdiler. O zaman Adana Halkevi’nin de yöneticisi olduğum için sanatçılarla aramız iyiydi ve konserleri rahat düzenliyorduk… Bu konserler sayesinde başta Mithat Bey olmak üzere yöneticiler arasında bir güven oluşturmuştum. Bu güven sayesinde ben konservatuarın kurulmasını istediğimde Rektör Mithat Özsan Devlet Planlama Teşkilatı’na “Bana hiçbir şey vermeyin ama Yalçın’a konservatuarı verin” dedi… Ve binanın ödeneği böyle çıktı..

Yalçın Yüreğir “Müzik bir emek ve yetenek işidir, o dönemde çok seçici davranıyorduk” diyerek konservatuarı nasıl bir titizlikle kurduklarını anlattığında, bende müzik için sadece aşkın yetmediği, birilerinin de bu aşkın gücü ile çabalaması gerektiği fikri doğdu.Bu arada sohbetimiz öyle koyulaşmıştı ki Yüreğir artık ben sormadan anlatıyordu;
“Aslında biz buraya başlarken Ankara’daki Devlet Konservatuarı modelini seçmiştik. Ülkenin her yerinden yatılı öğrenci alacaktık, sadece Adana’daki yetenekli çocukları değil; Kozan, Osmaniye gibi yerlerde yaşayan tüm çevre illeri ve ilçeleri kapsayan bir plan vardı. Bu binanın da ödeneğini aldıktan sonra, 2 kat kızlar ve erkekler yatakhanesi yaparak projeyi uygulamaya başladık. Alttaki 2 katta yalıtılmış stüdyolar vardı. Ben 1999 yılında emekli oldum. Benden sonra tabi ki başka müdürler geldi ve yatakhaneyi kaldırdılar, bu hataydı… Kırsal alandaki çocuğa nasıl ulaşacağız, köylerde, ilçelerde yaşayan çocukları nasıl eğiteceğiz? Yatılı bölümün kapanması bir kayıptır…”

En son olarak Çukurova Senfoni Orkestrasını sordum;

Müzik yaşantım sırasında bir çok önemli müzisyenle tanışmıştım. Cemal Reşit Rey, Ahmet Adnan Saygun, Hikmet Şimşek, İdil Biret, Suna Kan yakından tanıdığım insanlar. 1989 yılında bakanlık üç büyük kent dışında da bir senfoni orkestrası kurulmasına karar verince, bu ilişkilerimi kullanıp, o yıllar Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’nın başındaki Hikmet Şimşek’i ikna ettim ve orkestra burada kuruldu. Üstelik bu o zamanki bakan Fikri Sağlar’ın orkestranın Mersin’de kurulması için çaba sarf etmesine rağmen başarıldı.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.