BİR DOKTORUN HASTALIK ÖYKÜLERİ - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

14 Ağustos 2022 - 06:18

BİR DOKTORUN HASTALIK ÖYKÜLERİ

BİR DOKTORUN HASTALIK ÖYKÜLERİ
Son Güncelleme :

09 Ocak 2022 - 18:02

107 views

Tam 41 yıllık bir hekimim ben…

Yıllarca devlet hastanelerinin birinde başhekimlik yaptım, kaba bir hesaplamayla bugüne kadar 500 bin civarında hasta muayene ettiğimi tahmin ediyorum.

Muayene ettiğim hastalardan (kişisel memnuniyetsizlikler olabilir ama) asla resmi bir şikayet almadım.

Tam altı yıl, yani üst üste üç dönem Adana Tabib Odası Onur Kurulu üyeliğine seçildim.

Ve tüm bu özelliklerimle günümüzde sağlık ile ilgili yaşanmış birkaç olayı anlatıp yorumu sizlere bırakacağım;

1/ Bir gün bir arkadaşım aradı, bir tarafına felç gelen babası için doktorlar boyun atardamarlarında tıkanıklık olduğu teşhisini koymuşlar. Damara bir stend konarak sorun çözülebilecekmiş. Devlet hastanelerine gitmek için bir türlü randevu alamamışlar. Çaresiz özel hastanelere gitmişler. Ama hangi özel hastaneye gitseler, devletten aldıkları ücretin üzerine (sıkı durun) tam otuz bin lira fark istemişler.

Bir tarafta hayatı direk ilgilendiren zorunlu bir tedavi, öbür tarafta ömrü boyunca bu kadar parayı görmemiş olan bir emekli… Emeklinin öküzü olsa satıp hastaneye verecek ama oda kalmadı ki…

2/ Pankreas kanseri olan bir yakınıma hekimler son çare olarak, halk arasında “Akıllı ilaç” ismiyle bilinen bir ilacı vermeye karar vermişler. Hasta yakınları denize düşenin sarıldığı yılan gibi sarılmış ilaca ama ne çare ilacın kutusu 40 bin lira… Yanlış okumadınız 40 bin….

Hasta genç yaşta emekli olmaya mahkum olmuş biri. Annesinin maaşıyla birleştirince anca geçinip gelmiş bugüne kadar. Bir kutu ilaca 40 bin lira verebilmesi hayal… Üstelik ilacın kaç kutu kullanılacağı da öngörülemiyor.

Mecbur Sosyal Güvenlik Kurumu’na baş vuruyor. Görevliler yol gösterici ama prosedür aşılamayacak kadar zor. Ama yine de deniyor.

Ve bu sırada “Akıllı ilacı” satan tıbbi temsilci, sözde bir iyilik yapıyor;

“Ben araya girip, ilacı size 20 bin liraya getirebilirim”

Demek ki ilaç 20 bin olsa da para kazanıyor ama 40 bine satılıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu ise hala prosedürü ortaya koymuş duruyor. Korkarım işi biraz uzatırlarsa hasta kaybedilecek.

İşin başka bir yanı da piyasada pazarlıkla 20 bin liraya satılan ilaç, eğer prosedür tamamlanırsa devlete 40 bine kakalanacak.

3/ Bu kez akrabam olan bir hastadan bahsedeceğim. Kalp kapaklarından biri çalışmıyor. Çaresiz ameliyat olması gerekli. Kapak ya tamir edilecek ya da yenisi takılacak. Bir özel üniversite hastanesi 120 bin lirasını alıp, tamir etmek yerine kapağı daha da bozuyor. Hastanın kalbi iki kez durup yeniden çalıştırılıyor. Ama doktorları tamiri yapamadıklarını saklayıp, kalbinin durmasını alerjiymiş gibi gösteriyorlar. Sonuçta hasta yaşıyor ama eve mahkum hale geliyor.

Durumu anlamak için gittikleri başka bir özel hastanede profesör ünvanlı bir hekim, ameliyatı yapan kişiyle beraber kitap yazdığı için, kalbinin çok iyi olduğu yalanını uyduruyor. Hasta başka bir özel hastaneye gidip 80 bin lira daha vererek, yeni bir kalp kapağı daha taktırıyor.

Yeni kapak nedeniyle şimdi kalbi çok iyi ama hastanelere vermek için çektiği kredilerin faizi, paranın aslını geçmiş durumda. Yaşayacak ama yaşadığı boyunca borç ödeyecek.

4/Bu öyküyü ise bir kadın doğumcu hastam anlattı. Çalıştığı hastaneye yakını olan bir hanımı doğurtmak üzere yatırıyor. Kendi yaptırdığı doğum için 12 bin lira para istiyorlar. Şaşırıyor ve faturayı görmek istiyor. Meğer kendisinin sohbet için yaptığı ziyaretleri bile vizite ücreti olarak fatura etmişler. Anan aşağı, baban yukarı 6 bin liraya fit oluyorlar. Doktor kendi yaptırdığı doğumu kendi kredi kartı ile ödüyor.

5/ Bu kez hasta benim. Duvarları bana ait sanat fotoğraflarıyla dolu olan özel hastaneye mide ağrım için gidiyorum. Hastalığımın tedavisini biliyorum ama testlerimde kanser genine rastlandığı için bir şey atlanmasın korkusuyla endoskopi yaptırmak istiyorum. Haluk Uygur imzalı fotoğrafımın altında oturan ünvanlı doktor bana asla elini bile değirmeden tedavimi yazıyor. Devletin ödediğinin dışında 900 lira civarında farkı öderken, içimden “ulan sen bu hastaneye bu kadar fotoğrafı niye bedavaya verdin” diye kendime küfrediyorum. Midemde kanser tehlikesi var mı, şimdilik bilmiyorum. Ama kendi yazdığım ilaçlardan sonra ağrım kesildi. Şimdilik kanser değilim!

***

Tahmin ediyorum ki birçok okuyucum bunlara benzer örnekleri yaşamıştır. Yaşamadıysa da yaşayacaktır. Ancak şunu da belirtmeliyim ki, günümüzde hastane sahipleri ve yöneticileri artık doktor değil. Çoğu binayı yapan müteahhit. Ve maalesef hastayı insan gibi değil bina gibi görüyorlar. Bir koyup on alacaklar yani.

Şimdi diyeceksiniz ki hekimler olmazsa hastaneler bunları yapabilirler mi? Sistem öyle bir şey ki; hem kendine özgü binayı hem de kendine özgü hekimi üretiyor. Birçok hekim okulda öğrendiği “Primum non nocere” yani “önce zarar verme” ilkesini uygulasa da sistem kendine uygun hekimi bulmakta zorlanmıyor.

Gel de tabib odalarının tıbbi ahlakı koruyan otoritesinin elinden alınmasına kahretme!

Müteahhitler ise latince bilmiyor ki….

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.