BU KENTİ TANIDINIZ MI? - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

11 Ağustos 2022 - 23:30

BU KENTİ TANIDINIZ MI?

BU KENTİ TANIDINIZ MI?
Son Güncelleme :

22 Temmuz 2022 - 0:31

314 views

18. yüzyılın ilk yılları… Paul taştan yapılmış görkemli köprünün üzerinde biraz oyalandıktan sonra, nehrin batı kenarında bulunan ve direk köprüye açılan bir kapıyla girilebilen kaleye doğru yürüdü. Kale içinde yer alan eski kenti merak ediyordu ama içeri girmesine müsaade edileceği konusunda tereddütleri bulunuyordu. Şehir o yıllarda artık kaleye sığmaz olup çok büyümüş ve asıl yerleşimler sur dışına çıkmıştı. Kale ise içinde oturan sakinleri dışında küçük bir garnizon olarak kullanılıyordu. Yerlilerin Avrupa’dan gelenlere biraz şüpheyle baktığı bu dönemde, muhafızların Paul Lucas’ı içeri almama ihtimali bu nedenle yüksekti.

Paul Lucas ise yanından hiç ayrılmayan hizmetkarı Hanna Diyap’a güveniyordu biraz. Ne de olsa Diyap buranın görevlilerle anlaşabileceği ortak bir dile sahip yerlisiydi .

Kale, yöre halkının “Çeket (Chaquet)” dediği nehrin batı kıyısına kurulmuş, geniş bir düzlüğe yayılmış yeni şehre tezat yüksek bir tepenin etrafını çeviriyordu. Birkaç kapısı vardı ama en önemli kapısı köprünün üzerinde olanıydı. Kale ağasının oturduğu yer de bu kapının kenarında bulunuyordu.

Paul kapının etrafında oyalanırken, “emreden” tonuyla gelen bir sesle irkildi.

“Sen şu Frenk hekim değil misin?”

Evet, Lucas bir hekimdi. Hekimliğine destek olacak kadar da bitki bilgisine sahipti. Hatta bu şehirde kaldığı süre boyunca ona hizmet eden Hanna Diyap, daha da cüretli yorumlar yaparak, Lucas’ı “mucizevi tıbbi güçlere sahip biri” olarak tarif ediyor. Etmekte de haksız değil, sıtma ateşinden kavrulan birini okaliptüs kabuğundan yaptığı ilaçla iyi ettiğini gözleriyle görmüş. Halbuki onun bildiği bu ateşe yakalanmış herkes daha önceden ölmüştü.

Paul sert sesi duyunca, elinde olmayan bir içgüdüyle kale ağasına doğru yürüdü.  Tereddüt içindeydi, hastalara yaptığı müdahalelerden mi rahatsız olmuştu ağa? Biri şikayet etmiş olabilir mi diye düşündü. Bu düşüncenin yarattığı tereddüt ve ancak duyulabilecek yükseklikte bir sesle cevap verdi;
 “Evet, o hekim benim”

  • İçeri gelip, bir fincan kahvemi içmez misin?

Paul şaşırmıştı ama istediği de tam buydu.

  • Kentte birçok kişiyi iyi etmişsin, herkes seni konuşuyor.

Rahatlamıştı ve kale içini gezmek istediğini söyleyebilmek için cesaretlenmişti. Ama o söylemeden teklif ağadan geldi;

  • Kaleyi görmek ister misin?

Ve Lucas’ın cevap vermesine fırsat tanımadan, karşıda duran eri çağırdı ve misafirlerini gezdirmesi için emir verdi;

  • Nereyi görmek isterlerse, hiç çekinmeden göster!

Böylece birkaç kulesi olan bir burçla çevrili kaleyi tanıma şansını yakalamıştı. En az kale kadar eski olan kale kapısı kalın ahşaptandı ve etrafı demir barlarla çevrilmişti. Demir barlar ahşaba dörtte üç foot uzunluğunda, yarım foot genişliğinde ve iki parmak derinliğinde dev perçinlerle sabitlenmişti ve üzeri fasetler halinde kesilmiş at nalları ile kaplanarak, ahşap güçlendirilmişti.

Gezmeye kapının iki tarafına doğru uzanan burçlarla devam ettiler. Burçların üzerinde tek parça halinde bir topa rastladılar. Ama artık bu top savunma için kullanılmıyormuş, sadece ramazan aylarında iftar vaktini belli etmek için kuru sıkı patlatılıyormuş. Nehir kenarındaki kapının tam tersinde bulunan kapıya doğru yürürken refakatçisine nehre niye çeket dediklerini sordu;

Askerin “Köprü her bir yakayı birleştiriyor ya!” diye cevap vermesi üzerine, Fransızcada “Chaquet” kelimesinin asıl anlamının “birleşen herbir yaka” olduğu aklına geliverdi.

Ters taraftaki kapı, komşu kente doğru giden bir yola açılıyordu. Kapı üstü yarım daire şeklinde olan bir kemer şeklinde yapılmıştı. Kemerin yanında da bir cami bulunuyordu.

 “Bazı kişiler Savcızade Camisi der, bazıları da Kemeraltı” diyerek açıklama yaptı, beraberinde gelen er.

Er böyle dedi ve ardından onu bir çukurun kenarına götürdü. Burası çevresi 60 feet, derinliği ise 40 feet olan, yani yaklaşık 20 metre çevreye 13 metre derinliğe sahip bir kuyuydu. İçine koydukları suçluların yukarıdan ekmek kırıntısı atarak ölüme gönderildiği bir hapishane. Bu daracık yerde, neredeyse birbirinin üzerinde yürüyerek yaşayan 60 kadar mahkum vardı. Suçu ne olursa olsun, bu kuyuya girdiği için doğal olarak ölüme mahkum edilmiş 60 kişi.

Ancak buradaki 60 kişi içinde bir dört kişi vardı ki, insanlık tarihi boyunca birbirini yiyenlerin gerekçeleri uğruna canlarını yitirecek olan dört önemli kişiydi bunlar.

İsterseniz onların öyküsünü başka bir yazıya bırakıp, kahramanımız Lucas’ın anlattığım bu kent için 1714 yılında yazdıklarına bir kulak verelim;

“Bu kent dünyada en kabul edilebilir iklime sahiptir. Kışın havası mükemmeldir ve bu günlerdeki bu mevsimde birçok başka yerin bahar dönemi kadar güzeldir. Tüm yıl boyunca meyveler burada büyürken, başka ülkelerde sadece belirli bir mevsimde olur. Örneğin, karpuz, kavun, salatalık, narlar ve her türlü sebze ve bitkiler gibi. Yaz mevsimi ise buna rağmen çok keyifli değildir. Nisan ayından itibaren, sıcak o kadar aşırılaşır ki, vatandaşları, ‘Laiassi’(yayla) olarak adlandırılan, dağlara sığınırlar. Sığındıkları bu yerler dağlardaki yazlık inziva yerleridir. Bana söylendiği kadarıyla altı aylarını geçirdikleri bu leziz, ormanların yetiştiği, mağara ve su kaynakları ile dolu yüksekliklerde çok güzel kentler kurmuşlar.”

Paul Lucas’ın 1714 yılında anlattığı bu kenti tanıdınız mı?

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Derya Yazar 27 Temmuz 2022 / 23:35 Cevapla

Haluk Hocam, detaylı tasvirinizle Adana’yı gezdirdiniz. Teşekkürler…