Çukurova’nın gözyaşları - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

11 Ağustos 2022 - 23:58

Çukurova’nın gözyaşları

Çukurova’nın gözyaşları
Son Güncelleme :

19 Aralık 2021 - 20:45

63 views

Tarsus Konsolosu… İskenderun Konsolosu… Adana’dan sorumlu Konya Konsolos Yardımcısı…  Ve birçoğu…

Antik dönem adı Kilikya olan Çukurova’nın 19. yüzyıldaki tarihi incelendiğinde, bölgede bulunan konsolos sayısı, şaşırabileceğiniz kadar yüksektir. Ve o yıllarda konsolos sayısı  kadar gezgin ve din görevlisi ile rastlaşırız.

Fransız… İngiliz… Alman… Ve Amerikan…

Halbuki 19. Yüzyıl Çukurova’sında yaşayan insanların, boğaz doyurmak ve elindekileri resmi veya gayri resmi eşkıyalara kaptırmadan yaşamaktan başka bir çabasının olmadığını biliyoruz. Sıradan insanların bırakın konsoloslara ihtiyacını ne İngiltere’yi duymuşlukları vardır ne de Fransa’yı bilmişlikleri… Ali kıran baş kesenle uğraşmaktan öte bir şey bilmez, Kalağpısı (Kalekapısı)’ndan öte bir yer tanımazlar. Dünyanın merkezini sorsanız, ora olmasaydı saat başında ben buradayım diye çanını çalıp bizi uyarmazdı düşüncesiyle Saat Kulesi’ni gösterirler.

Öyleyse (halk seviyesinde) hiçbir uluslararası kavramı olmayan bölgede bu kadar konsolos niye? Neyin ilişkisini kurarlar böyle bir zamanda, böyle bir coğrafyada?

Bu sorunun cevabı çok açıktır ama unutulmuştur.

Aslında onların çoğu unutulmamak için bölgemizde yaptıklarını sayfalar dolusu yazarak kendi intelijansına sunmuştur, unutanlar ise maalesef biziz.

Eğer bugüne kadar onların yazıp, kendi ülkelerinde yayınladıkları bu sayfaları tercüme edip kendi entelektüel alanımıza kazandırabilmiş olsaydık, belki de 1. Dünya Savaşı’na girmeden önce dost ve düşman kavramlarını daha iyi değerlendirir, savaşın en çok zarar eden devleti olmaktan kurtulabilirdik.

Geç kaldık… Geç kalmakla birlikte biz yine de bu kitapların çevirilerini yaptık;

İlk defa değerli çevirmen Ayşe Ateşoğlu ile birlikte, 1853 yılında İngiltere’nin Tarsus Konsolos Yardımcısı William Burchardt Barker’in İngiltere’de yayınladığı “LARES VE PENATES / Kilikya’nın Tanrıları ve Yöneticileri” isimli kitabı, ağdalı İngilizcesinden kurtararak günümüz Türkçesiyle yayına hazırladık. Kitap 5 Ocak tarihinde, yani Adana’nın Fransız işgalinden kurtulduğu günün 100. senesinde Altınoran Galeri’de imzaya sunulacak.

İkinci olarak ise Fransız gezgin (!) Victor Langlois’nın “KİLİKYA’YA YOLCULUK” isimli kitabını yayına hazırladık. O da 5 Ocak tarihinde imzaya sunulacaklar arasında.

Langlois’nın kitabını gelecek sayıda konu etmek üzere bir kenara bıraktıktan sonra, domatesi de ilk defa Türkiye’ye getirip aşk meyvesi adıyla pazarlayan meşhur (!) konsolosun Çukurova’da yaptıklarını kitabında kendi yazdıklarına dayanarak özetlersek;

1/ Bölgede yetişen birçok şifalı ve endemik bitkiyi ülkesine taşımış

2/Kendisi de domates, sırık fasulyesi ve enginar gibi bizde olmayan bitkileri bölgeye getirip pazarlamış 

3/ Bölgedeki etnik yapı, ticaret, üretim ile ilgili bilgileri ülkesine anbean vermiş

4/ Bölgedeki tarihi eserlerin tespitini yapıp, şekillerini çizip, ülkesine aktarmış

5/En önemlisi tarihi eserleri, gerekirse dinamit koyup parçalayarak açmak da dahil, vahşi biçimde açarak içinde bulduklarını bazen kaçak olarak, bazen Adana valisine rüşvet vererek British Museum’a göndermiş.

Şimdi sıkı durun;

Barker’ın bu gönderdikleri tarihi eserler arasında Tarsus Gözlükule’den çıkardığı (ki bunu Tarsus kaymakamının itirazına rağmen Adana Paşasının desteğiyle kaçak olarak yaptığını itiraf ediyor) tam 1000 adet tanrı heykeli var.

Zaten Barker’in kitabına “Lares ve Penates” adını vermesinin nedeni bu. “Lares ve Penates Latincede, çok tanrılı dinler zamanında evlerde tapınılan ev tanrılarına verilen isim. Dolayısıyla 2000 yıl öncesinde Tarsus’daki her evde bu tanrıların küçük boyuttaki heykelleri bulunuyordu. Muhtemel ki; Tarsus putpereslikten Hıristiyanlığa dönünce, evlerdeki bu heykeller toplanıp, şuan Gözlükule’nin bulunduğu yerde bir alana gömüldü. Barker’ da bu gömüyü bulup İngiltere’ye taşıdı. Bunu yaparken kendine göre büyük bir vatanseverlik (!) ruhuyla heykellerin tek tek çizimlerini yapıp kitabına iliştirdi.

***

Yani işin özeti sadece bölgemize değil, o dönem Osmanlı topraklarına gönderilen çok sayıdaki bu konsolosların iki temel görevi bulunmaktaydı;

Birincisi iç savaş çıkarmaya kadar varan faaliyetlerle Osmanlıyı parçalayıp, o parçaları kendi aralarında paylaşmak.

İkincisi Osmanlı toprakları içinde bulunan tarihi eserleri, vahşi yöntemlerle yerinden çıkararak, ülkelerine taşımak.

(Victor Langlois)

Gelecek sayıda bahsedeceğimiz Langlois kitabında Kilikya’yı gezmesindeki niyeti şöyle açıklıyor;

“Her geçen yıl askerlerimiz Fransız bayrağını uzak bölgelere dikmekte, yarı barbar toplulukların uygarlığımızdan yararlanması için çalışmaktadır. Her geçen yıl, ayrıca, macerasever kaşifler, unutulmuş bir geçmişin anılarını toplayarak, bunları tekrar hayata döndürmek için Asya’nın çeşitli noktalarına seyahat etmektedirler”.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’nın bölgemizi acımasızca işgal ettiğini hatırlarsanız; 1860 yılında Langlois’in bu söylediklerinden, asırlar boyunca hazırlanmış emperyalist emelleri hissedebilirsiniz.

Ama maalesef bizim geçmişimiz hissetmekle değil, emperyalizmden bahseden gençleri anarşist olarak niteleyip, yok etmekle damgalıdır.

Bu durum aslında sadece Çukurova’nın değil, Türkiye’nin gözyaşlarıdır.

TARSUS BELEDİYE BAŞKANIMIZA DİP NOT; Yayınladığımız kitapla kentinizden tamamen yasadışı yollarla kaçırılmış olan ve şu an British Museum’un depolarında bulunan bu 1000 adet heykeli geri istemek sizin hakkınız. Eğer getirebilirseniz 1000 parçalık bu koleksiyonun Tarsus’a kattığı değer ölçülemez.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.