Dansa davet... - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

8 Ağustos 2022 - 01:41

Dansa davet…

Kaç ton gizli yüreğimin mavisinde kim bilir? Evrene sığabilecek kadar mı içimin coşkusu acaba? Şimdi dans etmek vardı puslu bir sonbaharın arifesinde aşkla

Dansa davet…
Son Güncelleme :

30 Ağustos 2021 - 20:17

21 views

Kaç ton gizli yüreğimin mavisinde kim bilir? Evrene sığabilecek kadar mı içimin coşkusu acaba? Şimdi dans etmek vardı puslu bir sonbaharın arifesinde aşkla… Müziğin sesini duyabiliyorum; pek bir iştahlı çalıyor. Adeta davet edercesine yeni gizlere… Büyüsüne bak! Nasıl muhteşem… Aslında gözle görülemeyecek kadar olan her şeye, yürekle bakmak gerekirmiş. O zaman açıp bakmak gerekiyor yüreğimizin pencerelerini. Belki de hayat beklenenin çok ötesinde bambaşka bir seçenek sunuyordur. Öyle olmalı, görmek lazım…

***

Özgürlük mü, sonsuzluk mu? Ruhumu dinledim; ikisine de bir renk verdim. Biri mavi oldu, diğeri yeşil… Özgürlüğüme uçsuz bucaksız denizleri ve gökyüzünü adadım; sonsuzluğuma ise doğanın bitmek bilmeyen ilham kaynağını. İkisini de bastım bağrıma. Ne destanlar ne türküler çıktı içinden bir bilseniz.

Hayatımı bir pınar gibi içtim, ilmek ilmek dokurken ruhumun taşlarını… Bir de baktım el işçiliğinden ne yaralar dökülmüş derinliğine ruhumun. Oysa pek bir beceriksizdim geçmişte, şimdilerdeyse oldukça içselliğe dökülüyordu yollarım. “Belki”lerle dolu olan o yollar, “keşke”lerime gebelikleriyle dolar taşarmış. Hayatımın dip kuyularına hazineler takıp takıştırırken, bilinmez bir dehlizin hüznüne boyun büken yaralı kalpler sıralanırmış. Şimdi tekrar çalar o müziğin büyüleyici sesi fonda, bir esinti eşliğinde aşkın kör adımlarına davet edercesine. Her şeye rağmen “dans etmeli” dercesine…

Yaşlanmışım. Kırlaşan saçlarımla dans eden adımlarımın ağırlaştığını duyar oldum. Bir zamanlar gençliğin verdiği seslerin yanılgısına kapılmışım, bilmem kaç defa. Oysa bir görüverseydim şu zaman dilimlerini… Ah’lar dökülüyor saçlarımın uçlarından, bir şiir dizelerinin ahenginde…

***

Biliyorum ve en çok da hissediyorum dalgaların içindeki o kuşku dolu dokunuşları, tenimde sürükleniyor damlaların tuzlu kokusu… Dans etmeliyiz, dalgaların içindeki o kuşku doluluklarda. Yine bir esintinin kucağında aralıklı nefes alışlarını duyuyorum, o asil canavarın. Beni çağırıyor, benliğime kadar işleyen çıldırışlarla. İsyanlar dolduruyorum avuç içlerime, sonra beyaz güvercinin kanatları oluveriyor bir de incesinden bir zeytin dalı… En çok da kendiliğinden oluşları seviyorum. Ruhun özünü içermişçesine veya kayaların diplerinde bekleyen birer yosunmuşçasına ya da iyot kokusunda içime çektiğim hayalimin yalnızlığını özlermişçesine.

Karanlık oluveriyor ve ay ışığında bir şarkı çalıyor, herkesi dansa davet edermişçesine. Seviyorum içimin dışına dönen yüzünü. Masum bir çocuğun gülüşüymüşçesine içime çekiyorum benliğimin ben kokan yanını. Ama belki de kendi masumluğumu bulduğumu zannettiğim dizeleri okuyorum içime, kim bilir. En çok hangi “keşke”min parmak izi sürülmüş olay yeri yangınına acaba? Bir feryada dönüşmesine izin vermiyorum, veremem; zira yaşıyorum hala…

Ölümleri anıyorum. Yitip giden masalın mutlu sonlarına, hasret yakılan türkülerdeki bekleyiş gibisinden… “Ama” diyorum içimden, sonra diğer tüm cümleler siliniveriyor. Seviyorum yüreğimin en doğusunu. Batısına kırgın bakan gözlerimle “hayat” diyorum, içimden gelen kocaman deve. Dev dediğime aldanmayın. Aslında o da çaresizliğin boğumlarından yükselen bir koca çocuğa dönüşüveriyor. Yine ah’lar dökülüyor saçlarımın uçlarından…  Ah’larımı dahi seviyorum.  

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.