“GIDA BAĞIMSIZLIĞI ŞART!” - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

11 Ağustos 2022 - 23:19

“GIDA BAĞIMSIZLIĞI ŞART!”

“GIDA BAĞIMSIZLIĞI ŞART!”
Son Güncelleme :

10 Nisan 2022 - 14:10

Pandemi sürecinde, gıda ve dolayısıyla tarım ürünlerinde bağımsız olmanın hayati önemi dünya genelinde tecrübe edildi. Uzun yıllardır gıdada dışa bağımlı olan Türkiye ise, gıda krizi ile karşı karşıya. Ülkede uygulanan tarım politikalarının, Türkiye’yi iflasa sürüklediğini söyleyen Geçmiş Dönem Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Semih Karatepe, gıda bağımsızlığının bir ülkenin olmazsa olmaz parametresi olduğunu ifade etti.

Pandemi sürecinde çeşitli gıda ürünlerinde birtakım krizler yaşandı.

Aslında salgından önce, Katar’a uygulanan gıda ambargosu, gıdada dışa bağımlı olmanın ne denli tehlikeli bir durum olduğunu ortaya koymuştu. Ancak biz ülke olarak bunu pandemide tecrübe ettik. Küresel oyuncuların müdahalesi Katar gibi ekonomisi kötü olmayan bir ülkeyi bile çaresiz bıraktı. Bu da bize üretimin önemini gösterdi. Üretemiyorsanız, gıda güvenliğinizi uluslararası arenanın insafına bırakmışsanız; her an büyük bir krizin pençesine düşebilirsiniz.

ATATÜRK’ÜN POLİTİKASI TAHRİP EDİLDİ

Türkiye tarımda yeterli üretimi yapacak potansiyele sahip değil mi?

Bu ülke, bırakın kendi kendine yetmeyi, ihracatta söz sahibi olabilecek potansiyele sahip. Ancak 1980’li yıllarda 12 Eylül Darbesi ile başlayan ve AKP iktidarında hızla artan neoliberal politikalar yüzünden üreten değil; tarımda ihracatçı ülke konuma düşürüldük. Bu politikalar bizi iflasa sürükledi. Bu süreçte, sürdürülebilir tarımı konsolide eden kamu temsilcileri yok edildi. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi, Gübretaş, Çukobirlik, TARİŞ, Antbirlik gibi önemli misyon üstlenen işletmelerin pasif hale getirilmesi de, tarımda yaşanan gerilemenin hızlanmasına neden oldu. Atatürk’ün gıdada ‘üç beyaz’ üzerine temellendirdiği gıda politikaları yerle bir edildi. Bu üç beyaz; şekerpancarı ve türevleri, pamuk ile pamuğa bağlı olarak tekstil sanayi ve buğdayla birlikte un ve hububat sanayi idi. Bu ürünlerin paydaşları ne yazık ki yok edildi. Bu kapatılmalar sonucunda üretici serbest piyasaya mahkum edildi. Elbette bu mahkumiyetten tüketici de zarar gördü; yara aldı.

654 BİN ÇİFTÇİ ÜRETİMİ BIRAKTI

Tarımda uygulanan bu yanlış politikaların nelere yol açtığını anlatır mısınız?

Bu sorunun çok yönlü karşılığı var. Örneğin sadece şeker fabrikalarının özelleştirilmesini ele alırsak; bunun sonucunda nişasta bazlı şeker (NBT) kullanımının yaygınlaştığını biliyoruz. Bu da nişastadan dolayı ülkede mısır ihtiyacının artmasına neden oldu. Biz bu ihtiyacı Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) mısırları ithal ederek kapatmaya başladık. İthalat nedeniyle yüksek girdiler karşımıza çıktı. Bu durum, ithal ettiğimiz her ürün için geçerli. Günümüzde çiftçi, pahalı mazot, pahalı tohum, pahalı gübre yani pahalı tarım girdileriyle karşı karşıya kaldı. Maliyetin altında ürün satıldı. Geldiğimiz noktada da tarım alanları terk edildi. 2002 yılında çiftçi sayısı 2 milyon 765 bin iken, 2020’de bu sayı 2 milyon 111 bine geriledi. Yani 654 bin çiftçi üretimden koparıldı.

“TARIM PLATFORMU DİKKATE ALINMALI”

Geçtiğimiz haftalarda Tarım Platformu kuruldu. Bu kuruluştan söz eder misiniz?

İktidarın uyguladığı ve sürdürülebilir tarımı çıkmaza sürükleyen yanlış politikaların karşılığında, doğruyu haykırmak için Ziraat Mühendisleri Odası’nın (ZMO) öncülük ettiği ve içerisinde ülke çıkarlarını gözeten sivil toplum kuruluşların (STK) olduğu bir yapılanma. Mevcut iktidar, kendi doğrusundan başka doğru tanımıyor ancak Tarım Platformu’nun ortaya koyacağı fikir ve görüşlere kulak verilmeli. 2002’den bu yana tarımsal kalkınmayı beceremeyen AKP’nin politikalarına karşı, tarım üreticilerinin örgütlenmesi çok önemli. En kapitalist ABD’de bile tarım üreticilerinin neredeyse tamamı örgütlü yapılamaların içerisinde. Çünkü planlı üretim ve bunu sağlamaya yönelik kooperatiflerle örgütlenecek bir yapı, Türkiye’de sürdürülebilir tarımsal kalkınmayı sağlayabilir.

“TORUNLARIMIZIN EMANETİNİ KORUYALIM”

Türkiye’de tarımın korunmasına dair yasalarla ilgili görüşleriniz neler?

Türkiye, tarımın önemini ortaya koyamayan, tarımsal üretimi destekleyemeyen hatta koruyamayan yasalarla yetinmekte. 2006’da yürürlüğe giren 5553 sayılı Tohumculuk Yasası’na o dönem de Ziraat Mühendisleri olarak karşı çıkmış, bu yasanın Türk üreticisine fayda sağlamayacağını savunmuştuk. Bu yasanın sonucunda şu anda, tarla bitkileri ile ilgili tohumların yüzde 90’ını uluslararası tekellerden alıyoruz. Sebze tohumlarında bu oran yüzde 60’larda. Bir diğer husus da, Toprak Koruma Kanunu. Bu kanun kapsamında, valiliklerin ve görevlendirilen bir vali yardımcısının başkanlığında Toprak Koruma Kurulları faaliyet yürütüyor. Ancak bu kurulların hangi üyelerden oluştuğu önemli. 9 ile 11 kişiden oluşan kurullarda şerh ve red kararı verenler ZMO ve Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’ndan (TEMA) üyeler. Ayrıca kurullardan çıkan kararların bağlayıcı olması da son derece önemli. O kurullardan çıkan kararlar, kişisel çıkar ve hırslar yüzünden bozulmamalı. Bu konuda kent yöneticilerine de seslenmek istiyorum: Torunlarımızdan emanet aldığımız bu toprakların korunması için, lütfen sadece tarıma elverişsiz olarak nitelendirilen 5’inci ve 6’ncı sınıf arazileri imara açın!

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.