“Kadın üreterek güçlenir” - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

8 Ağustos 2022 - 00:42

“Kadın üreterek güçlenir”

“Kadın üreterek güçlenir”
Son Güncelleme :

07 Mart 2021 - 1:03

100 views

Adanalı eski Bakan İmren Aykut’un teklifi üzerine Türk Kadınlar Konseyi Derneği (TKKD) Adana Şubesi’ni kuran, sonrasında TKKD Genel Merkezi tarafından Akdeniz Bölge Başkanlığı’na da getirilen ve başarılı projelere imza atan Av. Meryem Türktekin ile kadın ve kadın hakları üzerine söyleştik.

Kadının güçlenmesinin en önemli yolunun eğitim ve üretimden geçtiğini belirten Av. Türktekin, kadınları güçlendirebilmek adına yıllardır çaba gösterdiğini, cinsiyet eşitliği yönünde verilen mücadelede her daim var olduğunu ve var olacağını kaydetti.  

Meryem Hanım öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Bildiğiniz üzere ben, kadın hakları ve insan hakları üzerine duyarlılığı olan, bu alanda çalışmalar yürüten bir avukatım. Demokrasi ve cinsiyet eşitliği benim olmazsa olmazlarımdan. İdealist bir yapıya sahip oluşumdan dolayı ve mesleğim gereği, çoğunlukla evrensel ilkeler üzerine çalışmalar yürüttüm. Prensiplerimden, hiçbir şey için ödün vermedim ve her ne olumsuzluk olursa olsun idealist yapımdan vazgeçmedim. Çünkü biliyorum ki, çoğu zaman birimizin mücadelesi veya cesareti olmuştur, diğerlerinin önünü açan. Sanırım bu anlamda kararlı ve inançlı olmak işimi kolaylaştırıyor.

Ömrünü kız çocuklarını ve kadınları güçlendirmeye adamış Sayın Bakanımız İmren Aykut’un “Bizler artık yaşlandık, bu görevi sizin devralma zamanınız gelmiştir artık” yönündeki teklifi üzerine, bu ulvi bir görev üstlendim. Umarım topluma fayda sunabilirim. Ancak bu uzun soluklu, zor ve meşakkatli bir yol biliyorum. 

Yoğun bir iş hayatım da olsa, içinde yaşadığımız topluma karşı da sorumluluklarımız var. Kendimle ve ailemle ilgili maddi kaygılarımı aşmış biriyim, bu anlamda topluma katkı sunabilmek benim için manevi bir kazanımdır.

Bu kapsamda, bir taraftan kadına yönelik şiddetle ilgili çalışmalar ortaya koyarken, bir taraftan da topluma rol model olmuş kadınlardan ilham almalarını sağlayarak kadınları motive etmeye ve bilinçlendirmeye çalışıyorum. Bunun için köşe yazıları da yazıyorum. Yazdığım yazılarda ayrıca toplumsal olayları işleyerek farkındalık oluşturmaya çalışıyor, toplumda kadına saygı kültürünü geliştirmeye çalışıyorum.

Ayrıca, kadın- erkek kutuplaşmasının topluma zarar verdiğine inandığım için, kadın-erkek dayanışmasını sağlamaya çalışıyorum. Bu nedenle derneğimiz bir kadın derneği olmasına rağmen üyelerimizin yarısı erkeklerden oluşuyor. 

“TKKD ULUSLARARASI ÖNEMİ OLAN BİR DERNEK”

Bize TKKD’nin faaliyetlerinden bahseder misiniz?

TKKD, 1959 yılında Ankara merkezli olarak dönemin mebus eşleri ve kızları tarafından kurulan, şu an 22 şubesi ve birçok ilde temsilciliği olan bir dernek. Özetle temel amacı, Türk kadınını ulusal ve uluslararası arenada güçlendirmek, kadına yönelik ayrımcılıkla mücadele etmek ve kadın-erkek eşitliğini sağlayabilmek. Bu derneğin en önemli özelliği, Avrupa Kadınlar Konseyi’nin ve Dünya Kadınlar Konseyi’nin asli üyesi olması, Türk kadınlarını uluslararası arenada da temsil etmesidir. Ayrıca Birleşmiş Milletler ’de A Kategorisi’nde söz hakkına sahip olan, apolitik ve kamuya yararlı bir derneğiz, bu yüzden oldukça önemliyiz.

Sizi bu alanda çalışmalar yapmaya yönlendiren faktörler neler oldu?

Çocukluğumdan beri, birçok yerde kadınların ve çocukların şiddete maruz kaldığını görerek büyüdüm. Ben şanslı olanlardandım; fakat diğerlerinin şanssızlığı beni her zaman ciddi anlamda rahatsız etmiş ve ruhumda bir karşı koyma isteği yaratmıştır. Avukat olmak isteyişimin nedenlerinden biri de budur.  Aslında bu ülkede kendini kurtaran, bir güç ve mevki sahibi olabilen, insani duyarlılığa sahip her kadın geride kalanlara el uzatmıştır; ben de onlardan biriyim.

Bunca kadın katledilirken, envayi tür şiddete maruz kalırken hiçbir şey yokmuş gibi, kendi sırça köşkümüzde oturamayız.  Her gün TV’de, basında, adliyelerde gördüğümüz bu olaylar apaçık insan hakları ihlalidir. İnsan haklarını korumak ise, sadece devletin ve STK’ların görevi değildir;  insan olmamız nedeniyle her birimizin görevidir.

Dövülen, ezilen, istismara maruz kalan, hakları elinden alınan kadınlar özgüvenlerini yitiriyor. Özgürlüklerinden ve insani vasıflarından ödün vermek zorunda kalıyor. Bu nedenle yazılarımda da başarabileceklerine dair kadınlara yol göstermeye çalışıyorum.

Bizler, kadınlara başarılı olabileceklerini gösterebilirsek, kadınlar kendilerine güvenmeye, sosyal hayata dahil olmaya ve güçlenmeye başlayacak. Genel olarak hem iş hayatlarında hem de sosyal çevrelerinde, erkekler tarafından ikinci plana atılıyor. Bu yüzden de toplumda kadına saygı kültürünü geliştirmeyi önemli buluyorum.

“FEDAKARLIK GÖREVİ KADINA YÜKLENİYOR”

Saygı kültürünü nasıl geliştirebiliriz?

Kadınlar toplumsal hayatının dışına itildikçe, üretimden uzaklaşıyor. Bunun sonucunda erkekler kadınları güçsüz, saygı duyulması gerekmeyen bireyler olarak nitelendirmeye devam ediyor. Bunu kırmak için, küçük yaşlarda kadın-erkek rolleri ve davranışları üzerinde bir hiyerarşi olmadığını çocuklarımıza öğretmeliyiz.

Bir cinsin, diğerinden üstün olması söz konusu olamaz. Yaratıcının doğurma yetisi bahşettiği bir varlık, doğurulan bir varlıktan aşağı olabilir mi? Cinsiyet üzerine, hiçbir gerekçeyle üstünlük atfedilemez, üstünlük erdemli davranışlar gösterenler üzerindedir.

Kadınlara hep fedakarlık yapması öğretilmiş ancak fedakarlık sadece kadın için değil erkek için de olması gereken bir kavram. Bu konuda en büyük rol modeller ebeveynlerdir. Bir ailede eşler arasındaki saygı bağı o evdeki çocuklar üzerinde doğrudan etki yaratır. Ancak toplumda fedakarlık rolünü küçük yaştan itibaren sadece kız çocuklarına yüklüyoruz. Dolayısıyla kız çocukları büyüdüklerinde, sadece çocuklarının değil, ailenin yaşlısından gencine, engellisinden, yetimine hepsinin sorumluluğunu üstleniyor, üretimden uzaklaşarak ekonomik özgürlüklerini ve kendi kimliğini yitiriyor.

Ekonomik özgürlüğü olmayan bir kadın, kendi kararlarını veremez hale geliyor ve başkalarının kararları ile yaşamaya başlıyor. Oysa, eşlerin birindeki eksiklik, diğerini de eksik ve yetersiz kılar. Kadınlar, annelik ve aile içi görevlerle sınırlandırılmamalı, bu görevler kadın-erkek arasında paylaşılmalı. Bir çocuğun annesi kadar babası da onun sorumluluğunu taşımalı.

Kadın ve erkek birbirini tamamlamak üzere yaratılmıştır ve yaşamın her alanında mutlulukla ilerleyebilmelerinin yolu da dayanışma içerişinde olmalarıyla mümkündür. Kadınların, sanattan siyasete, bilime kadar her alanda üretmesi ve güçlenmesi gerekiyor.

TARİHTE KADININ ROLÜ

Tarih boyunca kadınlar hep bir hak arayışı mücadelesi verdiler. Peki, ne oldu da süreç bizi bu haklardan mahrum bıraktı?

Aslında, Orta Asya Türk Devletlerinde kadın ve erkek eşitti. Orhun kitabelerinden,  Dede korkut hikayelerinden veya Türk destanlarından bunu görürüz. Hatta tarihte devlet başkanlığı yapan ilk kadınlar, Türklerden çıkmıştır.

Ancak daha sonrasında Osmanlı Dönemi’nde, İslamiyet kadına değer veren, onu el üstünde tutan bir din olmasına rağmen bazı dini kuralların dar ve eksik yorumlanmasıyla ve toplumda bazı yanlış adetlerin gelişmesiyle zaman içerisinde kadın eve kapandı, üretimden uzaklaştı. Toplumun onlara yüklediği rolü üstlenmekle yetindi. Böylece ekonomik gücünü kaybetti. Bu nedenle siyasal ve toplumsal hayattan dışlandılar. 

Bu hak kayıpları sonucunda kadınlar nasıl bir farkındalık kazanarak varoluş mücadelesini yeniden vermeye başladı?

Avrupa’da aydınlanma döneminde demokrasi, insan hakları ve eşitlik gibi kavramların gelişmesiyle kadınlar bilinçlendi. Bizde ise bu süreç Meşrutiyet dönemiyle başladı. O dönemde örgütlenmeler oldu. Osmanlı da yaklaşık 40’a yakın dernek ve cemiyet kuruldu. Kurtuluş mücadelesinden önce başlayan bu süreç, Atatürk gibi, üstün bir öngörüye ve adalet anlayışına sahip bir lidere sahip olmamız sayesinde meşruluk kazandı ve Türk kadınları Cumhuriyet döneminde 1926 da Medeni Kanunun kabulü ile, yasal anlamda sosyal, iktisadi ve hukuki haklarına kavuştu. 1930’lu yıllarda da siyasal haklarına kavuştu. Ancak ne yazık ki fiili eşitlik hala sağlanamadı.

Kadınların kamusal hayata girerek haklarını kazanmasında STK’ların geçmişte büyük katkıları oldu, şuanda da önemli çalışmalar yapıyorlar. Biz kadınların STK’ların önemini bilmesi ve demokrasi, insan hakları ve eşitlik gibi kavramaları erkeklerden daha çok sahiplenmesi gerekiyor. Bu nedenle STK’lar ve kurumlar arası işbirliğini ve kadınlar arası dayanışmayı önemsiyorum, artırmamız gerekiyor.

 “ÖFKE KONTROLÜ ÖĞRETİLMELİ”

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini nasıl yok edebiliriz?

Cinsiyet eşitliğinde ön koşul eğitimdir ve eğitim de beşikten başlar. Anne ve baba ne kadar bilinçli olursa, çocuk da bilinç düzeyini o denli erken yakalar. İnsan olmayı öğrenmek meslek sahibi olmaya benzemez. Bu yüzden çocuğun yetiştirilmesi çok meşakkatli ve incelikli bir iştir.

Şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliği sonucu olarak karşımıza çıkar. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ayrımcılığa, ayrımcılık da şiddete neden olur.  Aynı zamanda şiddetin de, ayrımcılık doğuran sonuçları vardır. Bu nedenle aralarında bir kısır döngü olur daima.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yok edebilmek içim ayrımcılığı ve şiddeti yok etmemiz gerekiyor. Şiddeti yok etmek için de daha çocukluk döneminde güdü kontrolünü ve cinsiyet eşitliğini öğretmemiz gerekiyor. İnsanda, var olan en temel iki güdüden biri cinsellik, diğeri saldırganlıktır. Bu iki güdüyü kontrol etmeyi öğrenemeyen insan toplumsal hayata uyum sağlayamaz.

Bana göre, çocuklara lisan öğretmekten daha önemlisi, bu dürtülerin kontrolünü öğretmektir. Kadına yönelik işlenen suçların birçoğu bu dürtülerin kontrol edilememesinden kaynaklanıyor.

Bir avukat olarak ceza dosyalarını incelediğimde ya da cezaevine gittiğimde bunu net olarak görüyorum. Münevver Karabulut cinayetini hatırlarsınız; katil, 7 dil biliyordu, öfke kontrolünü bilmediği için kızı testereyle kesti biçti. Bu yüzden, henüz çocukluk döneminde öfke kontrolünün öğretilmesi, ergenlik döneminde de cinsellik güdüsünün kontrolünün öğretilmesi gerekiyor.

Ayrımcılığı yok etmek için ise, ilköğretimden itibaren çocuklara, toplumsal cinsiyet eşitliği dersleri verilmeye başlanmalı, liseler de bu eğitime devam edilmeli. Bazen üniversitede eğitim gören öğrencilerde bile bu bilincin yerleşmemiş olduğunu görüyorum. Ayrıca eğitim sistemimizde, büyük eksikler olduğunu düşünüyorum. İlköğretimden üniversiteye kadar her yıl dünya kadar ezbere dayalı bilgi öğretiliyor. Ancak, çocuklara iyi bir insan olmanın, vicdanlı ve adaletli bir birey olmanın önemi yeterince öğretilmiyor. Bana göre, vicdan diploması, tüm mesleki diplomalardan üstündür.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin topluma kazanımı ne olacak?

Toplumun zihninde, cinsiyet eşitliği dönüşümü sağlayabilirsek o zaman şiddet dahil, yaşanan toplumsal sorunların bir çoğu kendiliğinden çözülecek, aydınlık günler görebileceğiz demektir. Korku ve endişe içinde yaşayan bir toplum değil, herkesin kendine yeterli olduğu, birbirinin hakkına saygılı olduğu, huzurlu bir toplum inşa etmiş olacağız. Kadının geleceği ülkenin geleceğidir, bunun unutulmaması gerekir.

Türkiye’nin nüfusunun şu an yarısından fazlasını kadınlar oluşturuyor. Bu kadar büyük bir kitlenin üretimden uzaklaştırılması, ikinci plana atılması bana göre sadece kadınlar açısından değil, ülkemiz ve gelecek nesiller açısından da çok büyük bir kayıptır.  Toplumun bunu en kısa sürede fark etmesi ve elbirliği ile çözmesi gerekiyor. Dayanışmayı sağlayabilirsek, ortak akıl ve ortak güçle çözemeyeceğimiz hiç bir sorun yoktur.

Nazire Hiçyakmazer

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.