KENT VE KÜLTÜRÜ - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

14 Ağustos 2022 - 06:11

KENT VE KÜLTÜRÜ

KENT VE KÜLTÜRÜ
Son Güncelleme :

20 Şubat 2022 - 20:59

49 views

Kentleşmenin kökeni, feodal (ağalık, derebeylik) düzenin yıkılıp, köylere dağılmış olan toplumsal yaşamın şehirlerde toplanmaya başlamasına dayanır.

Kültür ise her toplumun hissediş ve düşünme biçiminin zaman içinde gelenekselleşerek yaşamının parçası haline gelmesi demektir. Kültürel yaşantının dışavurum biçimi de sanattır.

Dolayısıyla köylülüğe dayanan toplumlar ile, kentliliğe dönüşmüş toplumun yaşam biçimi, sanat tercihleri, olaylar karşısındaki tepkileri, düşünme sistemleri farklı olacaktır. Bilimsel olarak değerlendirirsek; toplumsal gelişim köylülükten, kentliliğe doğru olmalıdır. Eğer böyle olursa ilerici bir gelişmeden bahsedebiliriz.

Toplumsal tarihe makro düzeyden bakarsak gelişme asla tersine olmaz, ancak her toplumun gelişmesi benzer zamanlarda olamayacağı gibi, bazen kısa vadeli geri dönüşler de görülebilir.

Kötü kültür-iyi kültür veya kültürlü- kültürsüz diye bir kavram olamaz. İstesek de istemesek de her toplumun kendine göre öngörebileceğimiz davranış biçimleri bulunur. Bu da kültürü oluşturur.

Feodal düzenden kalma bir köylü kültürü de vardı (ve bazı toplumlarda hala etkindir), bugün gerici olarak nitelendirdiğimiz feodalimin yok olmasıyla birlikte onun yerini alan kentli kültürü de var.

Demem odur ki, kültürün iyisi veya kötüsü olmaz ama geride kalanı ve ileriyi göstereni olabilir. Bu anlamda köylü kültürünü yüceltmek geriyi işaret ederken; kentli olmanın, geleceği kuran ilerici bir yanı bulunur.

İlerici sanat ise kent kültürünü geliştirmeyi hedef alır.

Kentli birlikte yaşamanın ve birlikte üretmenin ortaya çıkardığı nedenlerle birlikteliği kolaylaştıran bir kültür geliştirmiştir. Toplu taşıma araçlarına binme adabından, bir arada olduklarındaki konuşma yöntemine; üretirken iş birliği yapmadan, eğlenirken birbirine saygı göstermeye kadar köylüden farklılaşmıştır. Yemek alışkanlıkları, toplu yaşamanın yarattığı zorluklardan sağlığın korunması için hijyenin yeniden tanımlanması hep yeni bir davranış biçimi oluşturur.

Örneğin toprakla yaşayan köylü için tarlanın ortasında yere tükürmenin bir sakıncası yoktur. Ama bu davranışı; kentte, herkesin yaşadığı yere ulu orta yaparsa sağlık ile ilgili sorunlara neden olacağından kent kültürü içine girmemiştir.

Sanat da böylesi bir yaşam biçimine uygun olarak değişim gösterir. Birden fazla sesin ahenk içinde söylendiği, bu anlamda demokrasinin müzikteki ifadesi olan çok sesli (senfonik) müzik kentlinin kültürüne uygunluk gösterirken, feodal ağaların baskısı altında tek başına acı çekmeye mahkum edilmiş köylü toplumun müziği, haliyle acılara bireysel (kaderci) bir haykırış olan arabesk olacaktır.

Ümmet olmaktan millet olmaya doğru evrilmeyi de sağlayacağından, kentlileşmekle birlikte  tarih ve dil birliği kavramları da öne çıkacak, bu nedenle kentli için (köylünün umursamadığı) müzeler önem kazanacak, dilin kullanımı ve yazıya dökümü kent kültürünün en önemli ögeleri olarak değerlenecektir.

***

Ülkemizde ise, Avrupa’nın 19. yüzyılda tamamladığı bu evrim geç kalmış ancak Cumhuriyetle birlikte atağa geçmiştir. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndan itibaren yaptığı tüm devrimlere bir de konumuz gözüyle bakarsak, onun bu ülkenin gelişimindeki öngörüsünü daha iyi hissedebiliriz.

Cumhuriyet’in temeli kültürdür demekle, ülkemizde o zamanlar nüfusun yüzde yetmişinden fazlasını içeren köylülüğün kentlileşmesini, kent kültürünü benimsemesini kast etmekteydi.

Sanayi devrimi, dil ve tarih ile ilgili yaptığı ataklar, Harf Devrimi, Kıyafet Devrimi, kadına seçme seçilme hakkının tanınması, tek sesli müzikten çok sesli müziğe geçiş, okullara adabı muaşeret derslerinin konması kent kültürü oluşturmanın çabalarıydı.

Bu çabalar daha sonradan kesintilere uğrasa da evrimleşerek büyüdü. Bu gelişmeyi hepimiz 1930ların veya 1940ların kent fotoğraflarına bakınca görüyoruz zaten. Bu fotoğrafları birbirimize göstererek “bakın o yıllarda nasıl da şıklarmış” diyerek günümüze gizli (ne gizlisi açık açık)eleştiri yapıyoruz.

Peki, günümüzde ne oldu ki eleştiriyoruz?

***

1980 darbesinden sonra, darbeciler toplumsal gelişmeyi tersine çevirmek için özel bir gayret gösterdiler. Çünkü kent kültürüyle yetişen insanlar, düşündüğünü açıkça söyleyen, demokrasiyi içselleştirmiş, eğitimli kişiler olacak; darbe başta olmak üzere, demokratik olmayan şeylere itiraz edecekti. Ama ekonominin yürümesi için de kentte üretici bir sınıfın bulunması zorunluydu. Bu yüzden “köylüleri kentlileştirmek yerine, kentleri köylüleştirmek” politikasını benimseyerek, köyden şehre göçü teşvik ettiler ama hızla artan göçe rağmen eğitimi hantallaştırarak kent kültürünü geliştirmediler. Hatta onun tehlikeli olduğunun propagandasını yaptılar.

Böylece arabesk müziğin, Kurtlar Vadisi tarzında dizi kültürünün hakim hale geldiği; sorgulamayıp, sunulanı düşünmeden kabul eden bir kent toplumu yaratıldı. Üstelik artık evrimleşme potansiyelini kaybetmiş olmasına rağmen alt kültür, popülizmin bataklığında yüceltildi. Ve maalesef bu durum hala kırılamadı, kent kültürünün asıl savunucuları olması gereken sosyal demokratlar bile bataklığın içinden, bizim oyumuz niye yüzde yirmibeşleri geçmiyor diye şaşkınlıkla bakıyorlar. Ama kentlerin köylüleşmesinin önünde de çok etkin değiller.

Örnek mi istiyorsunuz;

Kıt kanaat olan bütçelerini, kent kültürüne harcamak yerine, plastikten yaptırdığı “Müslüm Baba” heykeli yaptıran belediyelerimiz yok mu?

Veya açtığı fotoğraf yarışmasında koca göbeğini pis bir masaya dayayıp, ağzını kocaman açarak içine şırdan doldurmaya çalışan kişinin fotoğrafını “ama bu da bizim kültürümüz değil mi” diye kutsayanlar?

Başka örnek vermeyeceğim! 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.