Soluk fotoğrafların anlattığı öyküler- ııı - Gündem Ajans - Medya Danışmanlık HizmetleriGündem Ajans – Medya Danışmanlık Hizmetleri

14 Ağustos 2022 - 06:43

Soluk fotoğrafların anlattığı öyküler- ııı

Soluk fotoğrafların anlattığı öyküler- ııı
Son Güncelleme :

15 Ağustos 2021 - 21:26

36 views

Adana’da “Kalekapısı” denilir bir semt vardır. Tarihi Adana’nın merkezi bir semt. Misafirleri gezdirirken şaşırırlar;

“Adana’da kale yok ki kapısı olsun!” diyerek…

  Ben de öyle düşünüyordum ama…

Bir gravürde İbrahim Paşa’nın askerlerini Taşköprü’den Adana’ya girerken görünce “Nerede Adana’nın Kalesi?” diye sormak yerine, onu aradım buldum.

Biri ara bir sokakta…

(Mısırlı İbrahim Paşa orduları Taşköprü üzerinde- 1832)

(Adana Kalesi’nden günümüze kalan sur artığı)

(Taşköprü’den 50 metre uzaklıkta bir apartman altında, sur ve/veya köprü ayağı artığı)

Diğeri ise, sıkı durun, bir apartmanın altında.

İsterseniz “Bir tarihi yapının üzerinde bir aparman nasıl olur”un öyküsünü sonraya bırakalım, madem ki kalıntılarını bulduk, Adana Kalesi’nin öyküsüne kulak verelim.

Söz ünlü gezgin Lucas’tan aktaran Kasım Ener’de:

“26 Aralık 1706 da Adana’ya geldim. Otelim şehre uzak olduğu için bana biraz zahmet vermekle beraber çok temizdi. Geniş avlusu ve etrafındaki portakal bahçesiyle burası şehrin en güzel bir parçasını oluşturuyordu. Adana sanırım ki, dünyanın en tatlı iklimine sahiptir.

Kış mevsiminde bulunduğumuz halde havası pek latifti. Buranın baharları ise memleketin diğer yerleriyle kıyas kabul etmeyecek derecede güzelmiş. Ancak yaz ayları gelince bu güzel şehir, oturanlarının kendisini bıraktığını görürmüş ki, hali vakti yerinde olanların hepsi sayfiyelere ( yaylalara  ) giderler  ve orada altı ay

çok güzel vakit geçirirlermiş.

Adana’nın ortasından Paris’in Sen nehri büyüklüğünde Çakıt  ( Seyhan  ) Irmağı geçmektedir. Bu nehrin kenarında şehrin kalesi vardır. Bu kale küçük olmakla beraber sağlam bir temel üzerinde muhkem yapılmıştır.

Bir gün buradan geçerken şato kumandanı beni davet etti ve kaleyi gezdirdi. Üzerinde kuleleri bulunan surun, şato kadar eski olan, kapısından içeri girdik. Bu kapının alt tarafı büyük demir levhalardan ve üst kıs- mı da üç parmak kalınlığında at nallarından yapılmıştı. Buradan sonra dar yollardan giderek muhafızların oturduğu garnizona vardık. Burada askerlerin aileleri de bulunuyordu ki, sayıları kırktan fazla değildi. Bundan sonra surları dolaştık. Ben burada yalnız küçük bir top gördüm: birkaç tane de mühimmat hangarı vardı. Ancak bunların hepsi boştu. Kalede başka görülmeğe değer de bir şey yoktu. Çevresi üç yüz metreden fazla olmayan bu kalenin içinden bir Taşköprü’yle geçilmekte ve buradan şehrin dışına çıkılmaktadır. Bu köprünün sağ kol üzerinde büyük su kemerleri ile bunların alt taraflarında da su dolapları bulunuyordu. Büyük kemerli su yolları ırmaktan alınan suyu kanallar ile şehre akıtıyorlardı. Adana kadar güzel ve fazla çeşmesi bulunan bir şehir yoktur diyebilirim.”(4)

Böylece “Kale kapısı” na isminin nereden geldiğini anladım ama içime başka bir kurt düştü. Bu kalenin sadece bir kapısı mı varmış? Tek kapılı kale olur mu?

İsterseniz cevabı Evliya Çelebi’den alalım;

“(…) tarihinde Abbasi Emiri Muhammet Bin Reşit inşa ettirdi(…)Nehrin kenarında bir alçak tepe üzerine kurulmuş bir kaledir. 500 adım çapında küçük bir kaleciktir.(…) 7 kulesi vardır. Güneyinde hendek bulunur

(…) Ve iki kapısı vardır”

İkinci Kapı; Ters Kapı

(Abidinpaşa caddesi/ 19. Yüzyıl sonları- 20. Yüzyıl başları)

Evliya Çelebi de iki dediğine göre en az iki kapı olmalı diye düşünerek aramaya başladım. Abidinpaşa Caddesi boyunca yürüyerek, Kalekapısı’nın tam tersindeki “Ters Kapı”yı buldum…

Kemeraltı Camisi’nin hemen yanıbaşında Küçüksaat denilen yerde…

(Ters Kapı, diğer ismiyle Küçüksaat Meydanı/ 20. Yüzyıl başları)

Kalenin ana kapısı, “Kale Kapısı”nın tam ters istikametinde olduğu için “Ters” kapı dendiğini zannettiysem de, bir büyüğüm ismin aslında “Tarsus Kapı” olduğunu ve aynı “Kalağpısı” gibi, Tarsus isminin Adana ağzında gevelenerek , önce “Tersüs” e, sonra ise “Ters” e dönüştüğünü söyledi.

Haklı olabilir…

Tarsus tarafındaki kapı olduğu için bu ismi almış olmalı.

Ayrıca  asıl ismi “Savcıoğlu Cami” olması gereken “Kemeraltı Camisi”nin bu ismi, Ters Kapı’nın kemeri altında olduğu için aldığını anlattı.

İş bankası kurulduktan sonra da, reklam amacıyla konulan kumbara şeklindeki bir saat nedeniyle “Ters Kapı” ismi “Küçük Saat” e dönüşüvermiş.

Koskoca saate neden mi küçük demişler?

Gelecek sayı onu da anlatacağım.

(Küçüksaat)

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.